Medeniyetlerin devamını ve ayakta kalmasını sağlayan şey; koca şehirler, görkemli binalar ya da kalın kitaplar değildir. Bir medeniyeti asıl “yaşatan”, o medeniyetin ruhunu şahsında özümseyip “yaşayan” insanlardır. Zira binalar o medeniyete dair sanatı, kitaplar bilgiyi muhafaza eder; insanlar ise o medeniyetin ruhunu, özünü, üslubunu, ahlakını ve terbiyesini “yaşar” ve bunları yeni nesillere “yaşayarak” aktarmış olur. Bu sebeple bir medeniyetin gerçek serveti; sanatından, binalarından, okullarından