- 26 Nisan 2024
- 12,963
Bu emir karşısında askerlerin bir kısmı emre uymaz ve hiç taş toplamaz. İkinci kısım yapmadı olmasın diyerek birkaç taşı ceplerine koyarlar. Diğer askerler ise komutanın emri var diyerek ceplerini alabildiğince doldururlar.
Nihayet tünel biter ve aydınlığa kavuşulur. Avuçlarını açıp topladıklarına baktıklarında çakıl zannettikleri taşların elmas, yakut, zümrüt olduğunu gören askerlerin ilk kısmı büyük bir pişmanlıkla keşke derler “keşke emre uysaydık”. Az alanlar “niye çok almamışız’’ diye pişman olurlar, alabildiğince dolduranlar ise “emre uyduk mükafatını gördük” diyerek sevinirler.
Bu hikayedeki gibi hayat geçmemiz gereken bir tüneldir bir farkla karanlık ve bilinmez değildir. Rabbimiz hayat rehberimiz Kur’an’da kullarını devamlı olarak ikaz eder. Ceza ve mükafatla ilgili cennet ve cehennem sahneleri ile her türlü uyarı yapılır. İnsandan basiretini kuşanıp, ayetlerin aydınlığında tedbirini alması istenir. Bu tünelden geçen nice kavimlerin akıbetleri en çarpıcı şekilde insanın önüne koyulur.
“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna, hiçbir çocuğun da babasına fayda veremeyeceği günden korkun! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.” (Lokmân, 31/33) diyerek Rabbimiz kullarını uyarır.
Keşke diyenlerin hali ise ne diyeceklerine kadar anlatılır. “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, ‘Rabbim! Beni geri gönder de geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım’ der. Hayır! Onun söylediği bu söz, boş laftan ibarettir...” (Mü’minûn, 23/99, 100)
İnsan dünyada nefsinin ve şeytanın esiri olduğunda yaptıklarının haklı olduğuna dair mazeretler bulur. Tünele girip emre itaat etmeyen askerlerin burası çok karanlık zaten yükümüz de ağır bir de çakıl toplayıp daha da mı ağırlaşalım bahaneleri ile aldanmaları gibi nice mazeretler üretir. Yalan söylediğinde, faiz yediğinde, gıybet ettiğinde, ibadetlerini yerine getirmediğinde kendince sebepler üretip, haklılık payının bulunduğu ile aldanır. Bu konuyla ilgili çok defa okuduğumuz Yasin suresinde “O gün, onların ağızlarını mühürleriz; yapmış olduklarını elleri bize anlatır, ayakları da şahitlik eder.” (Yâsîn, 36/65) uyarısı bulunur. Hakikat değişmez, eğilip bükülmez; mazeretler üreten bahaneler bulan ağızların o gün mühürlenip, azaların dile gelmesi tünelden çıkmadan önce üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir ikazdır.
Dünya bittiğinde asıl başlangıcı yaşayacak ve ebedi hayatına doğacak insana her türlü donanım verilerek istikamet üzere bir hayat yolu çizilir. Her emir ve yasak insanın dünya ve ahirette selamet bulması için Rabbimizin merhametinin bir tezahürüdür.
Yolun sonunda biriktirdiklerinden başkasını bulamayacak insana, göreceği mükafatlar ve alacağı karşılık anlayabileceği ölçüde açıklanmıştır. Muğlak ve belirsiz bir arayış değil, Kur’an ve sünnetin aydınlığında anlamlı bir yöneliş istenir insandan. Elbette ki hidayet yolu bilgiye muhataplıktan öte iman hakikatiyle açıklanabilir. İmanın nuru karanlık olan her yeri aydınlatır, zahmetteki rahmeti buldurur, basiret ve feraset verir.
Bu feraset hadiste şöyle ifade edilir. “Müminlerin en akıllıları, ölümü en çok hatırlayanlar ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananlardır.” (İbn Mâce, Zühd, 31)
O halde bu hazırlığı hakkıyla yapabilmek için niyaz edelim...
Allah’ım bize hidayet ve istikamet; feraset ve basiret ver, gönlümüzü ve yolumuzu nurunla aydınlat, imanda sabit kıl, kalbimizi doğrulukla güçlendir, bizi nefsin ve şeytanın hilelerinden koru...
Amin.
Nihayet tünel biter ve aydınlığa kavuşulur. Avuçlarını açıp topladıklarına baktıklarında çakıl zannettikleri taşların elmas, yakut, zümrüt olduğunu gören askerlerin ilk kısmı büyük bir pişmanlıkla keşke derler “keşke emre uysaydık”. Az alanlar “niye çok almamışız’’ diye pişman olurlar, alabildiğince dolduranlar ise “emre uyduk mükafatını gördük” diyerek sevinirler.
Bu hikayedeki gibi hayat geçmemiz gereken bir tüneldir bir farkla karanlık ve bilinmez değildir. Rabbimiz hayat rehberimiz Kur’an’da kullarını devamlı olarak ikaz eder. Ceza ve mükafatla ilgili cennet ve cehennem sahneleri ile her türlü uyarı yapılır. İnsandan basiretini kuşanıp, ayetlerin aydınlığında tedbirini alması istenir. Bu tünelden geçen nice kavimlerin akıbetleri en çarpıcı şekilde insanın önüne koyulur.
“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna, hiçbir çocuğun da babasına fayda veremeyeceği günden korkun! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.” (Lokmân, 31/33) diyerek Rabbimiz kullarını uyarır.
Keşke diyenlerin hali ise ne diyeceklerine kadar anlatılır. “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, ‘Rabbim! Beni geri gönder de geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım’ der. Hayır! Onun söylediği bu söz, boş laftan ibarettir...” (Mü’minûn, 23/99, 100)
İnsan dünyada nefsinin ve şeytanın esiri olduğunda yaptıklarının haklı olduğuna dair mazeretler bulur. Tünele girip emre itaat etmeyen askerlerin burası çok karanlık zaten yükümüz de ağır bir de çakıl toplayıp daha da mı ağırlaşalım bahaneleri ile aldanmaları gibi nice mazeretler üretir. Yalan söylediğinde, faiz yediğinde, gıybet ettiğinde, ibadetlerini yerine getirmediğinde kendince sebepler üretip, haklılık payının bulunduğu ile aldanır. Bu konuyla ilgili çok defa okuduğumuz Yasin suresinde “O gün, onların ağızlarını mühürleriz; yapmış olduklarını elleri bize anlatır, ayakları da şahitlik eder.” (Yâsîn, 36/65) uyarısı bulunur. Hakikat değişmez, eğilip bükülmez; mazeretler üreten bahaneler bulan ağızların o gün mühürlenip, azaların dile gelmesi tünelden çıkmadan önce üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir ikazdır.
Dünya bittiğinde asıl başlangıcı yaşayacak ve ebedi hayatına doğacak insana her türlü donanım verilerek istikamet üzere bir hayat yolu çizilir. Her emir ve yasak insanın dünya ve ahirette selamet bulması için Rabbimizin merhametinin bir tezahürüdür.
Yolun sonunda biriktirdiklerinden başkasını bulamayacak insana, göreceği mükafatlar ve alacağı karşılık anlayabileceği ölçüde açıklanmıştır. Muğlak ve belirsiz bir arayış değil, Kur’an ve sünnetin aydınlığında anlamlı bir yöneliş istenir insandan. Elbette ki hidayet yolu bilgiye muhataplıktan öte iman hakikatiyle açıklanabilir. İmanın nuru karanlık olan her yeri aydınlatır, zahmetteki rahmeti buldurur, basiret ve feraset verir.
Bu feraset hadiste şöyle ifade edilir. “Müminlerin en akıllıları, ölümü en çok hatırlayanlar ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananlardır.” (İbn Mâce, Zühd, 31)
O halde bu hazırlığı hakkıyla yapabilmek için niyaz edelim...
Allah’ım bize hidayet ve istikamet; feraset ve basiret ver, gönlümüzü ve yolumuzu nurunla aydınlat, imanda sabit kıl, kalbimizi doğrulukla güçlendir, bizi nefsin ve şeytanın hilelerinden koru...
Amin.