Önceki yazımızda imanın ne yalnız iç gözün ne de yalnız dış gözün işi sayılmaması gerektiğini, nitekim böyle bir ikiliğin, İslam’ın din ile dünyayı, zâhir ile bâtını birbirinden koparmayan tevhidî anlayışına uymayacağını söyleyerek, dış gözün de imanla görebileceğine, iç gözün de vehim ve kuruntuyla perdelenebileceğine işaret etmiş ve dolayısıyla burada asıl ayrımın gözlerde değil, bakışların istikametinde olması gerektiğini belirtmek suretiyle, perspektifsizliğin söz konusu istikametin, idrakteki